Bir Türk Düğününden Çıkarılan 3 Yöneticilik Dersi

Merhaba,
Oldukça faydalı bulduğum bu yazı Suzanne Lucas tarafından yazılmış ve ilk defa INC.COM’da yayınlanmıştır. Aşağıda, yazarından izin alınarak çevrilmiş Türkçe versiyonunu okuyacaksınız. Orijinal yazı için lütfen tıklayınız.

****************************************************************

Bir çok insan düğünlerde geçirdiği zamanı düğün pastası yiyerek ve bir şeyler içerek geçiriyorlar. Ben ise bir düğüne gittiğim zaman daha iyi bir yönetici olmak için, yani bir nevi daha iyi bir ‘iş yapışa’ ulaşmak için ipuçları arıyorum.
Geçen haftasonumu eşimin kardeşinin Türkiye’deki düğününde geçirdim, onun yeni eşi Türk ve düğünleri de eşinin memleketi olan ve şu anda da yaşadıkları Adana’da yapıldı.

İşte hayatımda katıldığım ilk Türk düğününden çıkardığım 3 yöneticilik dersi:

1. Yeni Gelenleri Unutmayın:
Düğün damadın ailesi tarafından yapıldı. Aile derken, rakama şaşıracaksınız, tam 650 kişi! Kız tarafı olarak bizden hiç kimse en ufak bir Türkçe kelime dahi bilmiyordu ve dolayısıyla düğündebiraz dışarıda kalırız diye tahmin ediyorduk. Ancak damat ve ailesi bizimle o kadar iyi ilgilendi ve her şeye bizi o kadar iyi dahil etti ki. Bizim için gerekli çevirileri yapacak birileri her zaman vardıve bize tüm olan biteni çeviriyordu. Tamamen yeni bir kültüre girmemize rağmen kesinliklerahatsız hissetmedik. Düğün müziği ve dansları Amerika’daki standart bir düğünden oldukça farklıydı ancak her zaman birileri gelip ısrarla bizi sahneye davet etti ve Türk usulü nasıl dans edilir göstermeye çalıştı.
Yöneticilerin Bu Maddeden Alması Gereken Ders:
Kendinizin ve şirketinizin bir kültürü var ve bu harika bir şey ancak yeni aldığınız çalışanlarınızı daha ilk günlerinde aslanların önüne atıp onlara yem yapmayın. Onun yerine yeni çalışanlarınızı kültürünüze adapte etmek için ilk günlerinizi mutlaka onunla geçirin ve kendi kültürünüzü anlatın. Hatta bazen kendi kültürünüzü ve iş yapış şeklini yeni kişilere anlatmak için ‘aracı çevirmenler’ bile kullanabilirsiniz. Eğer öğle yemeğini yalnız yiyorsa davet edin, onu sürekli içeride ve sizden hissettirmeye çalışın. Şirketin ana amacı para kazanmak ve bunu çalışanlarınızı dışarıda bırakarak yapamazsınız.

2. Takılan Her Altının Bir Bedeli Vardır
Geleneksel bir Türk düğününü deyince akla olabildiğince altın geliyor. İnsanlar sürekli damada ve geline altın iğneliyorlar ve gelinin bilekleri bileziklerle doluyor. Damadın kardeşi ise, misafirler mutlu çifte altınlarını takarken, sürekli onların yanında dolaşıyor. Peki neden? Geline ve damada hangi misafirin ne taktığını not almak için. Çünkü gelin ve damat (ve ailesi) bundan sonraki yaşamlarında misafirlerinin veya onların çocuklarının düğünlerine katılarak bu ‘düğün desteğini’, yani altını geri iade etmek ve onlara destek olmak zorunda.
Yöneticilerin Bu Maddeden Alması Gereken Ders:
İş kurabilmen veya işi büyütebilmen için verilen tüm o girişim sermayesi veya ek bütçenin birkarşılığı ve verende oluşturduğu bir beklenti var. Ne kadar alırsan beklentiyi o kadar yukarı çekersin. İyi hediyeler ve iyi paralar sana daha çok yükümlülük getirecek, buna hazır olsan iyi edersin.

3. Hatalarınızı ve Eksiklerinizi Hasıraltı Etmeyin, Onları Düzeltin:
Genelde makyaj yapmıyorum. Ancak kardeşimin düğünü için az da olsa yapmak durumundaydım. Profesyonel bir güzellik uzmanı bana o kadar iyi bir makyaj yaptı ki harika bir cilde sahip olduğumu hissettim. Düğün bitince sıra makyajı çıkarmaya geldi ancak o makyajı çıkarmak o kadar zordu ki resmen makyajı suratımdan kazımak durumunda kaldım. Bir sonraki gün yürüyüşe çıktığımıda bile bir önceki günün yoğun makyajının kokusunu alabiliyordum.
Yöneticilerin Bu Maddeden Alması Gereken Ders:
İşinizdeki sıkıntıları halının altına süpürürmeniz ve onları görünmez hale getirmeniz sorunları ortadan kaldırdığınız anlamına gelmiyor. Eninde sonunda insanlar o sıkıntılarla karşı karşıya kalıyor ve siz zor durumda kalıyorsunuz. Yönetim becerilerinizi, şirketinizdeki sıkıntıları, kötü davranışları profesyonel bir şekilde gizleyebilirsiniz ancak nasıl ki bir makyaj yüzünüzde ne kadar uzun süre kalırsa cildinize o kadar zarar verir, aynı şekilde bu yaptığınız da şirketinize ve size zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Hatta sorunları büyütür ve ileride onları tamamen ortadan kaldırmak tam bir sıkıntıya yol açar. Kötü yöneticilerinizi veya çalışanlarınızı ‘idare etmeyin’, onları kovun, maaş politikanızı herkese huzursuzluk verecek şekilde saklamayın, şeffaflaştırın. Yani, sorunları hasıraltı etmeyin, çözün.

Posted in Yönetim | Tagged , | Bir Türk Düğününden Çıkarılan 3 Yöneticilik Dersi için yorumlar kapalı

BİR DAKİKA YÖNETİCİLİĞİ

Efsun Fırtına’nın bir yazısından aldığım aşağıdaki makale, yöneticiler için farklı bir bakış açısı getirmesiyle gerçekten yararlı ve etkili bir yöntem olarak kullanılabilir diye düşünüyorum…

“1 Dakika Yöneticiliği “ kulağa nasıl geliyor?  1 Dakika da yöneticilik olur mu dediğinizi duyar gibi oluyorum. 1 Dakika Yöneticiliği,   daha etkin bir lider olabilmek için  yararlanabileceğiniz  bir yöntem.

Basit anlamda kısa ve net yönergeler ve anında yapacağımız takdir,  onaylama ya da azarlamalarımız da bizim yöneticiliğimizin etkisini artırır. Bu yöntemi bize tanıtan ve bu konuda kitap yazan ünlü yazar, konuşmacı ve danışman Dr. Ken Blanchard’a göre bu işin 3 sırrı var!

1.Sır: 1 Dakika Hedefleri
2.Sır: 1 Dakika Takdiri
3.Sır: 1 Dakika Azarı

1 Dakika Hedefleri, yönetici ve çalışanın/çalışanların iş hedefinin ne olduğu konusunda anlaşmaya vardığı, net hedefin kısa ve öz bir şekilde ortaya konulduğu aşamadır. Bir dakikalık hedef belirlemenin amacı her iki tarafında bu işle ilgili anlayış ve alacakları sorumluluğun teyit edilmesidir. İş hayatında çok sık karşılaştığımız bir konu yönetici ile çalışanın hedeflerinin aynı olmaması, ya da çalışanın yöneticisinin tam olarak kendisinden ne beklediğini bilmemesidir. Hedefler net olmazsa, ortaya istenilen iş çıkmayacaktır. Dolayısıyla da karşılıklı olarak motivasyon azalacaktır.

1 Dakika Takdiri, yönetici ve çalışanı/çalışanları arasında olması gereken pozitif davranışların devamlılığını desteklemeye yönelik yöneticinin, çalışanının iyi bir performansını gördüğü ya da yakaladığı zaman çalışanını takdir etmesidir. Bu  takdiri  gösterirken, çalışanınızın şirket için ne kadar değerli ve önemli olduğunu hissettirmeniz gerekir.

1 Dakika Azarı, yöneticinin, çalışanının bir hatasını gördüğü zaman en kısa sürede çalışanına hatasını söylemesini ve bunu söylerken karşısındaki kişiye bağırıp çağırarak değil, performansında beğenmediği noktayı söyleyerek gerektiğinde hatanın sorumluluğunu da paylaşarak çalışana güven duygusu vermeyi içerir.

1 Dakika Hedefi, 1 Dakika Takdiri, 1 Dakika Azarı hepsinde ortak nokta çalışanınızın elini sıkmak ve ona güvendiğinizi hissettirmektir.  Karşılıklı güven,  çalışan ve lider yönetici arasında olması gereken bir duygudur. İşlerin sağlıklı yürümesi, takım çalışması ve kuvvetli işbirliği için gereklidir.
Unutmayalım güven %100 olmalı, %99.5 bile değil.

Posted in Yönetim | Tagged | BİR DAKİKA YÖNETİCİLİĞİ için yorumlar kapalı

Kadıköy Sokakları’nda Issızdır Geceler

-Şiirde mevzubahis edilen bir düzine arkadaşıma…-

 

Yağmur kokan hüzünlerde korkunçtu yalnızlığı;
karakutulu ve transparan,
Ucuz saman kağıdına pötikareli,
Koltuk altından katlamalı,
Güzin ablaya komşu pikajda.

İnceden, yürekli, sarısırça bir Kız
Kulesi dövmesinin peşisıra,
Esmer şişelerine binmiş acil süvariler,
Kızıltan bir kıyamette sevmediler sevmeyenleri…
ve yalandı tüm o eller, kokoreç ve ispirto kokulu sabahın, yek gecelik ve kalb filigranlı aşkıyla yüzleşmesinde.

Alpay abim edasında
Eylül’de gelecektim Kadıköy’e,
sararmış Sevinç’leri dökülürken kalanların,
Sarhoş gözyaşlarımdan savurmayacaktım Esin’lerimi,
ağlamayacaktım bir daha yağmurlu sabaha karşılarında bitmez gecelerinin.

Oysa anlamazdın süzülürken aklına, kestane ve küt saçlı sevgilinin sarhoş ettiği sorular,
Fırlamıştı yayından tabanların sokaklarına, bitmeyen gecelerin Kadıköy’ünde,
Nato mermeri kafasında sorularla o da anlamazdı, eskiciye satılmış biletlerin
neden kapıdan döndüğünü anlamazdı…

Belki uzardı sabahlara kadar salkım saçak geceleri Kadıköy’ün,
Foto finişle bitmezdi ya da
burun farkıyla bilemezdin;
Kızıl saçların elinden tuttuğu sabahların nerede söndüreceğini alazını anlık unutuşların…

22:22’de olgunlaşırdı portakalı Kadıköy gecelerinin
Şeyhmus el sallardı,
Sarhoşken hep
serbest atlamak isterdi,
Gözlüklü ve makyajsız
Tombul kırmızı biber turşusu
Arkadaşı yatsıdan önce
Gelsindi ve sabah olmadan
Gitsindi…
Silecekti ya da rewind edecekti plastik walkmanin çaldığı son karışık kasette bir güleryüz veren Orhan’ı…
En kötü Kim’i ne edecekti rüyasında
Bilemeden ölecekti…
Alıştırıyordu geceleri ve Kadıköy’ü kendine…

Hatıraların boş çerçeveleri yalnızlıktan çatlardı,
Kadıköy sokaklarında insan debisi,
Akar geçerdi bicili motor kızıyla bir Sarım Sultan,
Dağ denize sarılır da
ümidine kavuşamazdı
sirtakili parkeden ve taş bağırlı sokaklarında uzak Kadıköy’ünün…

biter mi?

Posted in Genel, Şiir | Kadıköy Sokakları’nda Issızdır Geceler için yorumlar kapalı

Seni Hiç Unutmadan Yaşlanan Yalnızlığım

Seni Hiç Unutmadan Yaşlanan YalnızlığımYalnızlık

Tanırdım seni küçük kız
Hani ben daha çocukken
Sabahların soğuk gölgelerinden kaçıp
Ilık güneşlere sığınarak birlikte giderdik okulumuza
Hatırlıyormusun nasıl da coşkulu
Ve ciyak ciyak koşardık zille beraber
Top oynar, ip atlardık sonra
Hani o küçük yazılılarda nasıl da atardı
Yüreğimiz pır pır
Hatırlıyormusun ‘ANNE’ kelimesini
Büyük harfle yazdığın için
Kırık not aldığın günü
Küçük ‘ANNESİZ’ kız
O sonbahar günü uçuşuyordu
Yine güneşli saçların
Hep aklımda kaldığı gibi
Yeniden bulutlanmıştı gökyüzü gözlerin
Ardından gelen sağanağın habercisi
Annemin seni her öpüşünde
Ağladığın gibi.
O ayyaş baban her dövdüğünde
Bize kaçardın hatırlıyormusun
Tombala oynardık, evcilik salatası bile
Yapardık bazen tarifi ikimizin sırrı
Sonra bir büyümeler aldı bizi
Ayırdı küçücük mutluluklarımızdan
Seni o adama verdiler
Bizi bize çok gördüler
Hatırlıyormusun arabaya binip
Gittiğin o günü
Bembeyaz gelinlikle
Mezara gider gibi
Hani baktık birbirimize de konuşamadık
Kelimeler mantar gibi tıkandı boğazımıza
Sonra sen gittin gök gözlerinde
Yine aynı sağanakla
Ben büyüyen yalnızlığımda
Seni hiç unutmadan.
Bende hep
Gökyüzü gözlü, güz saçlı
Küçük kız kaldın
Şöyle bir düşündüm de
Ne çok yaşlar akmış
Senden sonra gözlerimden
Oysa hiç kuruyup gitmesin istemiştim
O gün ki yaşlarım tenimden
Şimdi buruşuk yapraklar gibi
Ağır ağır iniyorum hayat merdivenini
Kara tren yaklaşıyor son durağına
Yıllar kırağı mı çaldı ne solgun saçlarıma?
Artık ulaşıyorum özlemle hayatın anası toprağa
Yaşlanan yalnızlığımda seni hiç unutmadan.Bursa-1990
Posted in Şiir | Seni Hiç Unutmadan Yaşlanan Yalnızlığım için yorumlar kapalı

LAHANA KELEBEĞİ

LAHANA KELEBEĞİkemal_yuzgec

-Şehit kardeşim Kemal Yüzgeç’e

Turuncu benekli

Siyah benekli

Lahana kelebeği,

Kanadı kırık,

Ota konmuş, dengesiz.

Su şırıldamakta,

Silahlar konuşmuyor;

Kemal’ler ölmeyecek,

Behçet’ler, Üzeyir’ler.

Turuncu benekli

Lahana kelebeği

Tedirgin ama dengesiz,

İlerleyemiyor, kanadı kırık,

Kemal’ler yok artık.

Rüyaları saymazsak

Ancak kör karanlıkta

Ben ölmedim, ölmem diyor.

Oysa lahana kelebeği suskun,

Siyah simsiyah benekli,

Tedirgin ama daha dengeli.

Öksüz lahana kelebeği

Üç günlük ömründe bile

Kanadı kırık kalmış,

Koçyiğit Kemal’imin

Yirmi üç senesinden ardına

Kara gözlerinde sel gibi

Biricik Layla’sı kalmış… Kağızman / Temmuz 1994

Posted in Şiir | Tagged | LAHANA KELEBEĞİ için yorumlar kapalı

Bu Filme Bayıldım…

Ruby Sparks…

Çıtı pıtı, kızıl mı kızıl, zayıf, tahmin edilemeyen davranışları olan şahane bir yaratık düşünün…

Sonra bunun, bir yazarın kurguladığı karaktere esir olması sonucu ortaya çıkmış, önceleri mükemmel sonra giderek yaşamın içine çekilen bir karaktere dönüştüğünü hayal edin…

Nasıl? Zor değil mi? Fakat yönetmenleri “Ruby Sparks” filmini öyle güzel reji etmişler ki filmi izlemedim adeta yaşadım. Gerçi bunda bir kadeh rakının da katkısını inkar etmemekle birlikte filme bayıldığımı hatta adeta izlerken yaşadığımı itiraf etmeliyim.

Asosyal bir genç olan yazarın “Ruby” karakterine olan tutkusunun giderek esarete dönüşmesi beni adeta ekrana çiviledi ve bir o kadar da hüzünlendirdi. Yazar tutkularına teslim olup “Ruby”e her istediğini yaptırabileceğini düşündüğü anda yazdıkları yürek paralayan cinstendi.

Ama sonuçta insan tarafı ağır bastı ve ağır bir bedeli beklenmedik şekilde üstlenmesini bildi…

Filmin sürprizli sonu ise mutlu sonları seven biri olarak beni fazlasıyla tatmin etti diyebilirim.

E daha ne anlatılır izleyin görün valla herşeye değer bana sorarsanız…

Kendinize güzel bakmanız dileğiyle…Sevgiler.

Gültekin

Posted in Sinema-TV | Bu Filme Bayıldım… için yorumlar kapalı

Savaş Dinçel Tiyatrosu Oyuncuları “Yok Artık” Dedirtiyor…

Geçtiğimiz Cuma sevgili arkadaşım Gülden sayesinde haberdar olduğum bir oyuna gitme şansı yakaladım. Oyunun adı “Yok Artık”. Aslında kardeşlerimle bir araya gelme fırsat olması açısından da tercih etmiştim çünkü oyun Bahariye’de Müjdat Gezen Tiyatrosu’ndaydı, mekanın merkezî konumu sebebiyle oyun çıkışı kardeşlerimle oturup bir şeyler yemeyi ve sohbet etmeyi planlamıştım.

Oyuna giderken beklentilerim doğrusu pek de yüksek sayılmazdı. Fakat daha önce “Barışa Şans Verin” oyununu izlediğim ekipten oyuncuların da bulunduğu kadro bana umut vermişti. Böyle bir ruh hali içerisinde çok da kalabalık olmayan bir izleyici grubu arasında yerlerimizi aldık.

Doğrusu küçük bir sahne ve izleyiciyle adeta iç içe geçmiş dekoru görünce beklentimin doğru olduğunu düşünmeye başlamıştım. Oyun renkli bir havada başladı, dakikalar ilerledikçe iyi oyunculukların da etkisiyle beklentimin yükseldiğini farkettim. Her ne kadar dekoru yeterli bulmasam da bu durum biraz da sahne boyutlarının yetersizliğinden kaynaklanıyordu. Fakat oyun ilerledikçe 8-9 kişilik bir oyuncu kadrosu içerisinde; birbirinden özel 5-6 güçlü karakteri ayırt edebildiğimi gördüm. Gerçekten konu bilindik bir konu olsa da karakterler güzel oyunculuklarıyla dimağımda iz bıraktılar.

Oyuna gelirsek; İstanbul gece hayatının yollu kadınlarından birinin dostu yanında öldürülür. Buna şahit olan kadın mafya tarafından öldürülme korkusuyla Anadolu’nun bir dağ köyüne kaçar. Mafyanın tetikçisi ise patronundan para tırtıkladığı ortaya çıkınca aynı avukat sayesinde aynı dağ köyünde kendine yer bulur. Olaylar komik biçimde gelişirken mafya babasının da yardım amacıyla köye ziyarete gelmesiyle durum iyice çığrından çıkar. Bu arada hikayeye küçük bir aşk hikayesi de girivermiştir.

Beklentilerimi oldukça aşan oyunculuklarıyla Savaş Dinçel tiyatrosu oyuncularını çok beğendim. Özellikle Elif, Muhtarın karısı, Himmet gibi karakterler oyunculuklarıyla aklımda yer ettiler. Oyunun en eğlenceli kısımlarının “anlatmayı çok seven köylünün”, “Yetenek Sizsiniz’den” fırlayıp karşınıza çıkmış gibi duran diyalogları olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Çok keyifle izlediğim, üzerinde emek harcanmış “Yok Artık” oyununa katkı veren herkesi tebrik ederim. Bir Cuma akşamı, haftanın stresini atmak ve biraz gülmek isteyenlere, Bahariye Müjdat Gezen Sahnesi’nde Savaş Dinçel Tiyatrosu oyuncularının “Yok Artık” adlı oyununu izlemelerini tavsiye ederim.

Müjdat Gezen Tiyatrosu
Adres: Osmanağa Mh., Kırtasiyeci Sk No:46, Kadıköy
Telefon:(0216) 449 5952

Posted in Tiyatro | Savaş Dinçel Tiyatrosu Oyuncuları “Yok Artık” Dedirtiyor… için yorumlar kapalı

Muhteşem Süleyman’ın Yüzyılı

 

Muhteşem Yüzyıl, Rusya’yı da ikiye mi bölüyor? Avrupalıların onu adlandırdığı şekilde Suleiman the Magnificent; 46 yıl süren uzun ve ihtişamlı saltanatına büyük başarılar sığdıran ve çağının en büyük hükümdarı olarak adlandırılan atamız… Tüm atalarımla eğrisiyle ve doğrusuyla gurur duyuyorum. Tarihte içinde bulunulan koşullar altında doğru ya da yanlış sayılabilecek işler yapmış olmaları, adı sanı daha az bilinen başkalarının da bunları yapmış olmaları gerçeğini değiştirmeyeceği gibi, bütün hesabı birkaç kişiye çıkarmak da doğal olarak bir şey ifade etmeyecektir. Tarih, tarihçilerin değerlendirmeleri ışığında bugünümüze dersler çıkaracağımız bir tecrübeler yığınıdır. Yeter ki yanlış olan yanlışları tekrarlamakta ısrar etmeyelim. Bunu söylerken  yaşadığımız bu zamanda insanlara reva görülen zulüm, eziyet, işkence ve her türlü baskı olanca hızıyla devam etmekte. Birileri halen geçmişi yargılama hevesi ve telaşında ama asıl önemli olan insanların şu anda yaşadıkları ya da yaşamamaları gerekenleri engelleyebilmek, şartları iyileştirebilmek değil midir? Bu kadar tarih felsefesindan sonra Rusya’da geçtiğimiz günlerde gösterime giren Muhteşem Yüzyıl’ın kopardığı fırtınalardan bahsetmek istemiştim. Gerçekten adı hala Roxalanne mi Alexandra mı diye tartışılan Hürrem Sultan Rusya’yı da ikiye bölmüş görünüyor. Aşağıdaki linkten yazılan resim altı yorumları okuyun siz karar verin 🙂

Muhteşem Yüzyıl dizisi geçtiğimiz günlerde gösterime girdiği Rusya’da Tartışma Yarattı…

Posted in Sinema-TV | Muhteşem Süleyman’ın Yüzyılı için yorumlar kapalı

Dreamgirls-Rüya Kızlar

Bill Condon’un yazıp yönettiği, 2006 yapımı ve başrollerinde Jamie Foxx, Beyonce Knowles ve Eddie Murphy’nin oynadığı Rüya Kızlar (Dreamgirls) kesinlikle bir başyapıt olmuş.

İlk defa izlediğim filmdeki şarkılar, danslar ve ambians muhteşem… Eddie Murphy öyle bir oyunculuk ortaya koymuş ki bir kez daha hayran oldum. Film bana 60-70 lerin ihtişamını bir kez daha yaşattı. Resmî bir müzik şöleni ve görsel bir ziyafetti,  izlemeyen arkadaşlara hele bir de R&B türü müziği seviyorlarsa kesinlikle ama kesinlikle tavsiye ediyorum lütfen izleyin…

Posted in Sinema-TV | Dreamgirls-Rüya Kızlar için yorumlar kapalı

Ayine-i Aşk

Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar…
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa…
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış,
bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş
merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık
içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar…
İçeride kanaat…
İçeride huzur…
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer,
kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar…
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma
dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine,
geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret
kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi,
sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı… Domates de…
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar…
İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu,
yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi…
Kimin umurunda…
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk…
Hey gidi günler diyen kaç kişiyiz??
Kaynak: Ayine-i Aşk
Posted in Genel | Ayine-i Aşk için yorumlar kapalı